Anasayfa | Eczanelerimiz | İletişim-Künye | Resmi Kurum telefonları | Haber Ara | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Takvim

EFSANELERİN KÖPÜĞÜNDEN

Adnan Güllü

Adnan Güllü

Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
Okunma  Okunma : 3643
Tarih  Tarih : 19 Temmuz 2011 10:56
 

Anadolu’da nereye adım atsanız sizleri efsaneler karşılayacaktır. Efsaneler bölgenin kültürel ve tarihsel zenginliğinin yansımasıdır. Efsanelerde bir olay kişiler etrafında oluşan olağanüstü özellikler taşıyan bir söylence türüdür. Şöyle geçmişi süzgeçlediğimiz zaman, şunu görmekteyiz ki; insanoğlunun tarih boyunca geçirdiği evreler, yaşadığı coğrafi koşullar, toplumun ruhsal şekillenmesinde önemli rol oynar. İşte bir takım olaylar zamanla önce efsaneleşir sonra masallaşır ve söylence şeklinde dilden dile dolaşır. Bunlardan çoğu ya gerçeklerden hareketle ya da olmasını istediği gibi tasarlanıp benimsenmiş olgulardır. Bizler bu olguları mitolojiler(efsaneler) adı ile topluma sunmaktayız.

Mitolojinin sözlük anlamını incelersek şöyle bir tarif karşımıza çıkar: insanoğlunun yaşadığı olağanüstü süreçlerin sembolize edilerek süslenerek bazen de abartılarak anlatılmasıdır veya bir yerde olup biteni doğaüstü olaylarla muazzam bir hayal gücü ile süsleyerek anlatılmasıdır.

Elbistan efsaneleri de alanında çok değerli ürünlere sahiptir. Halk inanışlarından derin izler taşıyan bu efsanelerden yaygın olarak bilinen örneklerini bazılarını kısaca derledim, bu efsanelerde anlatılan öyküleri yeni kuşaklarla buluşturmayı bir araştırmacı olarak görev kabullendim, siz okuyuculara sunuyorum.

ALİ GÖL EFSANESİ

Nurhak dağlarının tepesindeki krater gölü yörede Ali Gölü olarak anılır. Göle“Ali”adını veren yöre halkı,bu ismi bir efsaneye dayandırır.

Söylenceye göre; yörede yaşıyan Ali adlı çoban, beyin kızına sevdalanır kızda çobanı sevmektedir. Bey,günün birinde durumu öğrenir çobanı çağırtır Nurhak Dağlarında  bir kış geçirirse kızını ona vereceğini söyler. Çoban atını dağa sürer,günümüzde Ali Göl’ ün çevresindeki bir mağaraya sığınır.Bir süre dağ koşullarına dayanır ama sonra ölür.Söylenceye göre sığındığı mağaranın duvarlarındaki yazılarda çoban Ali’nin ölüm nedeni şöyle açıklanmaktadır; “Açlıktan ,susuzluktan değil, dağların uğultusundan öldü” İnanışa göre mağaranın önündeki oyuk taş  çoban Ali’nin atının yemliğidir. O günden sonrada mağaranın yakınındaki göle ALİ GÖL’ ü denir.

Bu “ALİ GÖL” efsanesinin birde ikinci hikayesi vardır:

Eski devirlerde Elbistan’a hakim olan iyi idaresi ile ün salmış bir bey vardı. Bey kendinden sonra beyliğin  devamı ve bekası için kız ve erkek çocuklarının yetişmesine son derece önem verir,onları idari ,siyasi ve askeri alanda yetiştirmeğe çalışırdı. Bu nedenle üç kızı ehliyetli kişilerden ders alır savaşın bütün inceliklerini öğrenerek iyi ata biner ve güzel kılıç kullanırlardı. Babaları bazı savaşlara tecrübeleri artsın diye beraberinde götürürdü .İşte böyle bir savaş anında askerler içerisinde yiğitliği ve kahramanlığı ile ün salan bir asker, tehlikeli durumda beyin’ in küçük kızını kurtarmış ve savaş dönüşünde ilişkileri devam ederek aşık olmuştu. Gel  görki “bey kızı, bey oğluna layıktır “ Fakat aşk ferman dinlemez ,çeşitli aracılarla beyin gönlü hoş edilir ve bütün mesele kız evet demesine der ama birde evleneceği kişinin bütün oba halkına yiğitliğini ,cesaretini duyurmasını ister ve şu şartı ileri sürer ;derki,Nurhak dağında Ali Göl yakınında bir mağara vardır ,benimle evlenecek kişi o 

Mağarada kırk gün beklemeli .Bunu duyan yiğit delikanlı atıyla beraber mağaraya varır .Halen mevcut olan mağarada ancak otuz iki gün kalabilir .Kırk gün geçtikten sonra dönmeyince aramaya çıkarlar ve mağarada atıyla birlikte ölüsünü bulurlar ,neden öldüğü uzun süre araştırılır .Nihayet mağara kapısında bulunan taşta şu yazıya rastlanır; “Ben ve atım ne açlıktan ne korkudan öldük, biz iniltiden öldük” sözü geçen mağara halen mevcut olup sonuna kadar gidilememekte  ve kulakları tırmalayıcı bir uğultu sonuna gitmeye engel olmaktadır.Halk bu mağaraya inleyen mağara demiş ve çevre köyler tarafından kutsal sayılmış.

            Bir söylenceye göre de gölün adı çoban Ali’den değil Hz. Ali’den gelmektedir.  Bir gün Hz . Ali ‘nin  yolu buraya düşer, azık torbasındaki son kırıntıları  Nurhak dağının kuzeyine ,suyunu da güneyine döker. Bu nedenle dağın kuzeyi ovalık, güneyi de sulaktır.

ÇOBAN DEDE EFSANESİ

Elbistan’ın sınırları içinde doğusunda yer alan Dere Topallı köyünün yakınında bulunan Çoban Dede dağın zirvesinde dikili tarzda duran büyük bir taş kütlesidir. Çevresine göre yüksek bir tepede bulunan Çoban Dede’yi 20 -30 km.’lik bir uzaklıktan bile çıplak gözle görmek mümkündür. Bulunduğu alan itibariyle ilginç görünümü ve çevresindeki diğer taşlardan benzersiz yapısıyla ziyaret edenlere ve piknik yerine mekan olan Çoban Dede’nin öyküsü şöyledir;

Bir gün Çoban Dede sürüsünü otlatarak yukarıda adı geçen bölgeye gelir, öğleye doğru sıcakların artmasıyla birlikte hem çoban hem de sürüsü susuzluk çekmeye başlamış.    Yazları sıcak ve kurak geçen bu bölge su kaynakları bakımından zayıf oluşu sebebiyle Çoban dede’yi zorda bırakır. Çareyi Allah’a yakarmakta bulur ve Allah’a şöyle seslenir. “ Ey Allah’ım eğer bu dağın başında bir çeşmeden soğuk bir su bana ve sürüme verirsen sana yedi tane koyun kurban edeceğim “ Allah Çoban Dede’nin bu dileğini hemen yerine getirir. Dağın tepesinden bir pınardan buz gibi sular akmaya başlar. Çoban Dede pınarın gözünden koyunlarda pınar havuzlarından kana kana su içerler. Dilek yerine gelmiştir. Sıra gelir Allah’a verilen sözün yerine getirilmesine, Çoban Dede verdiği söze sadık kalmaz Allah’a adayacağı yedi koyun yerine kendi üstünde yakaladığı yedi tane biti kurban eder. Allah, verdiği sözü yerine getirmeyen Çoban Dede’yi sürüsüyle birlikte taşa çevirir. Ortadaki büyük taş Çoban Dede’yi etrafındaki küçük taşlarda koyunlarını simgelemektedir.

Her ne kadar öykü yaşanmış bir olay gibi aktarılsa da, mitolojik bir öğe olarak karşımıza çıkmamaktadır. Bilindiği gibi toplumların yarattığı mitolojilerin (efsanelerin) coğrafya koşulları, üretimle olan ilişkileri ve kültürel değerleriyle sıkı bir bağa vardır. Adı geçen yerlerin coğrafya şartları göz önüne alındığından su kaynakları bakımından zayıf üretim biçiminin tarım ve hayvancılık olması ve yine toplumuzdaki gelenek ve göreneklere göre verdiği sözü yerine getirmeyenlerin ayıplanması gibi olgular bir bütün olarak Çoban Dede efsanesinde görmek mümkündür. Burada verilen mesaj da nettir.

Kişilerin verdikleri sözler neye mal olursa olsun yerine getirilmelidir.

                                                                                                            

PEPUK KUŞU EFSANESİ

 

Bu öykü Anadolu coğrafyasının çeşitli yerlerinde farklı olarak anlatılsa da, hepsi birbirine benzerdir. Hepsinde de erkek kardeşin acısı anlatılır. Bizim bu yörede anlatılan ve efsaneleşen öyküde şöyledir:

Vakitlerin birinde bir köyde, bir kız bir erkek iki kardeş baharın gelmesi ile birlikte kenger toplamak için evden ayrılırlar. Kengerleri çıkarmaya başlayan iki kardeş, kengerleri dikenlerinden ayıklayarak beraberinde getirdikleri torbaya koyarlar. Ama torba deliktir, delik olduğunu kardeşler bilmemektedir. Bu yüzden kengerler, birer birer geçtikleri yollara dökülmüştür. Dinlenmek için dururlar. Erkek kardeş acıktığını söyler. İki kardeş açlıklarını dindirmek ve birkaç kengeri yemek için torbayı açarlar. Fakat torbayı açınca içinde kenger olmadığını görürler. Topladığı kengerlerin torbada olmadığını gören erkek kardeş, kız kardeşinin kengerleri gizlice yediğini sanır. Kız kardeş kengerleri yemediğini söylemesine karşın erkek kardeşi inandıramaz ve sonunda kardeşine dönerek “İnanmıyorsan midemi aç bak” der.

Erkek kardeş bu sözün üzerine kız kardeşinin midesini keserek içine bakar. Kız kardeşinin midesinde tek bir kenger bile yoktur. Erkek kardeş bu yaptığına çok pişman olmuştur, ama iş işten geçmiştir, çünkü kız kardeşi ölmüştür… Bunun üzerine acılı kardeş, eve hangi yüzle döneceğini; bu acıyı nasıl anlatacağını düşünerek Allah’a yalvarır. Allah’tan, kendisini kuş yapmasını ister. Dağ taş gezerek kız kardeşinin acısı ile yanmak ister. Allah erkek kardeşin bu dileğini kabul eder.

Pepuk kuşu olan erkek kardeş başlar acısını anlatmaya  “ Ahh, Baba, kim öldürdü ? Ben öldürdüm, kim yıkayıp gömdü ? Ben gömdüm” Onun içindir ki, kengerin bahar ayında çıkmaya başlaması ile birlikte pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar. Bu acıklı ötüş, kenger yetişen dağlarda her bahar yankılanır durur.

 
Bu haberi paylaş: Google Favorilerime Ekle Google Facebook'a GönderFacebook Yahoo'ya EkleYahoo Digg'e EkleDigg Del.icio.us'a EkleDel.icio.us
 
Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

serhat yinanç [ 26 Temmuz 2011 21:41 ]
adnan kardeş yazılarını fırsat buldukca takip ediyom zevkle okuyom efsane derken bizde çocukluğumuzda pınarbaşı için duyduğumuz bir efsaneden bahsedeyim annennemden (nazmiye karagenç) duyduğumuz kayaların ayrık oluşunun nedenini hz ali geçerken dağ üstüne geliyor ve dur diyor öyle kalıyor birde mağarayı karşına alırsan sol tarafında çok düzgün bir kaya parçası görürsün yağ gibi hz ali nin gözyaşı derler çocukken öperdik çocukluğumuz orda geçti ben tarihden anlamam duyduğum onlarada öyle anlatılmış SELAMLAR.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

 

Adnan Güllü Adnan Güllü
WASHİNGTON ANITI ve OSMANLININ HEDİYESİ

Tarihçi

Zafer Eren Zafer Eren
KIRMIZI VE GRİ

DÜZ AYNA

A.İhsan Kuyumcu A.İhsan Kuyumcu
YOL AYRIMI

Şair-Yazar-Ressam

Mustafa Eşlik Mustafa Eşlik
YÖNETİCİLİK, LİDERLİK VE DUYGUSAL ZEKA

Yazar

Mahir Başpınar Mahir Başpınar
CÜCÜK TEPE (!)

Şair-Yazar

Hanifi Kara Hanifi Kara
EFENDİLER EFENDİSİ'NE

Eğitimci, Şâir ve Yazar

Sait Çolakoğlu Sait Çolakoğlu
ANAMIZ

Şair

Ömer Çay Ömer Çay
SEFA GELDİN RAMAZAN

Şair

Bilal Ay Bilal Ay
SUÇ KİMİN?

Ziyaretçi Defteri

OKU

YAZ

Gazetemiz

Önceki Gazeteler İçin Tıklayınız

Elbistan'da Hava


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
bizimelbistangazetesi.Com © 2007-2014 Tüm Hakları Saklıdır.Düzenleme: Kosker - Yazılım: